Başlangıç > Genel > Ahmet Tulgar: Şiddet İletişimini Durdurmak

Ahmet Tulgar: Şiddet İletişimini Durdurmak

Bana göre yine de sol’a, sosyalistlere uygulanan bu şiddetin en özgün ve en yeni yanı, bu şiddetin sistemin çeşitli klikleri arasında artık bir iletişim aracına dönüşmüş olmasıdır. Özellikle son yıllarda sistem içi çeşitli kliklerin iktidardan ve paradan daha fazla pay almak isteyen yeni kapitalist sınıf sektörleri ile onlara direnen eski sınıf ve statü gruplarının çekişmesi, itişip kakışması iyice ayyuka çıktı. İşte bu noktada özellikle yenileri, mesela dinci, tarikatçı kapitalistler sol ve emek düşmanlığı üzerinden eski, yıllanmış muktedirlere yanaşıyor, onlarla flört ediyor, onlara göz kırpıyor, mesaj gönderiyor, onlardan pek de farklı olmadıklarını onlara kanıtlama umuduyla ellerinden geleni ardlarına koymuyorlar bize yönelik şiddet uygulayımında.

Sizler için elbette malumun ilanı olacak ama bir kez daha açıkça ortaya koyalım şunu: Türkiye tarihinde her zaman devletin sokağa, sokak hareketlerine, hareketlenmelerine yönelik bastırma operasyonlarında zulmün, şiddetin katmerlisini solcular, devrimciler görmüştür. Görürler.

Ama tabii bizim öyle mağduru, mazlumu oynayacak halimiz yok. Elbette protesto ederiz bu şiddeti, şiddet uygulayımını, gerekirse, uygun görürsek hukuk davaları açma cihetine de gideriz, hakkımızı ararız ama yakınmayız. Şunu hele asla demeyiz: “Neden bize böyle davranılıyor da, onlara öyle?” Çünkü biz bunun nedenlerini iyi biliriz. Türkiye’de devlet terörüne direnmenin hala işimizin önemli parçalarından biri olduğunu bildiğimiz gibi. Biliriz ve direniriz. Gelecek şiddete rağmen hareketleniriz, sokağa çıkarız.

İşte bu 1 Mayıs’ta da çıktık. Sokağa da, Taksim 1 Mayıs Alanı’na da.

Şimdi bu direnişimizin ardından oturup bir saysak, ne çok Türkiye‘ye özgü etken buluruz, üzerimize böyle vahşice gelinmesine yol açan.

İşte mesela polis teşkilatındaki Türk-İslam Sentezci kadrolaşma. Bu yığınsal kadroların ocakla tarikat arasındaki geçişkenlikleri. Bu sentezin iki öğesinin sol ve özgürlük düşmanlığı söz konusu olduğunda birbirine verdiği kredi.

Askerin antimilitaristliğe, demokrasiye, sivilliğe olan düşkünlüğümüzden duyduğu tedirginlik.

Ekstra baskı dönemlerinde reorganize edilmiş çalışma hayatının getirişi “tatlı para”ya müptela egemen sınıfların ve onların sözcüsü kitle kültürü medyasının emekçi düşmanlığına verdiği açık veya gizli destek.

Sonra: Kaygan ekonomik zeminde dizleri titreyen Türkiye orta sınıflarının gelecek paranoyası yüzünden kendini otoriteye yedeklemesi. Ancak şiddet rejimlerinde huzur bulacağına inanması. Şiddete olan özlemi, bağımlılığı, bağlılığı.

Ama bana göre yine de sol’a, sosyalistlere uygulanan bu şiddetin en özgün ve en yeni yanı, bu şiddetin sistemin çeşitli klikleri arasında artık bir iletişim aracına dönüşmüş olmasıdır.

Özellikle son yıllarda sistem içi çeşitli kliklerin iktidardan ve paradan daha fazla pay almak isteyen yeni kapitalist sınıf sektörleri ile onlara direnen eski sınıf ve statü gruplarının çekişmesi, itişip kakışması iyice ayyuka çıktı. İşte bu noktada özellikle yenileri, mesela dinci, tarikatçı kapitalistler sol ve emek düşmanlığı üzerinden eski, yıllanmış muktedirlere yanaşıyor, onlarla flört ediyor, onlara göz kırpıyor, mesaj gönderiyor, onlardan pek de farklı olmadıklarını onlara kanıtlama umuduyla ellerinden geleni ardlarına koymuyorlar bize yönelik şiddet uygulayımında.

Baygın ya da yaralı gençlerin yattığı sokakları, kaldırımları ortak zemin olarak tasarlıyorlar muhtemel ve müstakbel bir buluşma için öncül iktidar ve para sahipleri ile.

Cop ve silah sesleriyle oraya cezbedip, çağırıp onları, özgürlük ve sosyalizm düşmanlığı akdine imza koyacaklar tanıklıklarında.

Yerde birikmiş kan gölünü işaret edecekler. “Bakın, yansımalarımıza bakın, ne kadar benziyoruz birbirimize kanın aynasında” diyecekler.

Delikanlı kız ve erkeklerin saçlarından kopardıkları tutamlarla kendilerini tutturmayı deneyecekler egemen sınıf ve statü gruplarının diğer, büyük parçasına, parçalarına.

Şimdi şu kriz zamanlarında, iktidarın paylaşım savaşının bu hararetli ve hummalı evresinde her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyorlar bu şiddet iletişimine, zulüm telepatisine, diğerleri nezdinde kazanacakları sempatiye.

Nasıl bir yere kıpırdatmayacaklarını bu toplumu, nasıl tıkayacaklarını geleceğin yollarını, nasıl el sürdürmeyeceklerini bu düzene göstermek için bu düzenin kıdemli efendilerine, kentleri hapishanelere çeviriyorlar telaşla. Rahatlatmak, sakinleştirmek için hâlâçok korktukları diğer güç ve para odaklarını.

“Bir bizim sesimiz, bir de sizin sesiniz duyulacak, hepsi bu” diyorlar. “Bu sessizlikte yankılandıkça sadece bizlerin sesleri, hangimiz önce söyledi, hangimiz sonra, hiç önemi kalmayacak” diyorlar. İdeolojik bir kanon için gerekli sessizliği sağlamaya çalışıyorlar yani.

Ama olmuyor, yapamıyorlar işte. Her seferinde patlıyor sloganlar. Sloganlarımız.

Keyifleri kaçıyor tam da halvet olmaya hazırlanırken zulmün yatağında.

Özgürlüğün yatağında akan sel patlatıyor kapılarını şiddet iletişiminin, deviriyor zulüm masalarını.

Birbirlerini duyamıyorlar bu çağıltıda.

Ve kan kuruyor. Birbirlerinin yansımalarını bulamıyorlar ortak zeminlerinde.

Yaralar kapanıyor.

Ve şehir açılıyor, meydan açılıyor.

Biz giriyoruz meydana.

1 Mayıs Alanı‘na.

Özgürlüğün ortak zeminine.

Birgün

Reklamlar
Kategoriler:Genel Etiketler:
  1. tara
    20 Haziran 2007, 11:14

    yüreğine sağlık sayın Tulgarın.

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: